Türk Eğitim Sen Nevşehir şube başkanı Tayfur Urgenç; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Neyden kurtuluyoruz, Ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı.” Sözleri üzerine siyaset ve eğitim camiasında başlayan tartışmalar üzerine yazılı bir makale yayınladı.
Türk Eğitim Sen Nevşehir Şube Başkanı Tayfur Urgenç’in yayınladığı Tarih sloganlarla değil, kaynaklarla konuşur. Adlı makalenin tam metni şu şekildedir.
TARİH, SLOGANLARLA DEĞİL; KAYNAKLARLA KONUŞUR.
Son günlerde "Kurtuluş Savaşı demeyelim, Millî Mücadele diyelim." tartışması üzerinden tarih yeniden siyasetin malzemesi hâline getiriliyor.
Öncelikle şunu açıkça ifade edelim: Atatürk, 1919’da başlayan İstiklal mücadelesi ve sonrasında meydana gelen İnkılap hareketlerini ifade ederken
hayatı boyunca ağırlıklı olarak "Millî Mücadele", "millî hareket" ve "millî dava" kavramlarını kullanır.
Bunun sebebi açıktır. Millî Mücadele, yalnızca cephede verilen savaşın adı değildir.
Millî Mücadele; 19 Mayıs 1919'da Samsun'da başlayan millî diriliştir. Kuvayı Milliyedir. Amasya'da millet iradesinin ilanıdır; Erzurum’da millî teşkilatlanmadır, Sivas’ta egemenliğin millete devridir; Batı Cephesinde düzenli ordunun kuruluşudur, Kurtuluş Savaşı'nda cephede kazanılan zaferlerdir; Lozan’da bağımsızlığın bütün dünyaya kabul ettirilmesidir.
Dahası, Millî Mücadele sadece bir askerî başarı değil; saltanattan Cumhuriyet'e, çok uluslu imparatorluktan millî devlete, teokratik devlet anlayışından laik hukuk düzenine, vatandaşlık bilincine geçişin de adıdır. Cumhuriyet'in ilanı ve ardından gerçekleştirilen inkılaplar, Milli Mücadele'nin hedeflerinin devlet hayatına yansımasıdır.
İşte bu nedenle Millî Mücadele, sadece savaş meydanlarını değil; siyaseti, diplomasiyi, millî egemenliği, devletin kuruluşunu ve toplumsal dönüşümü kapsayan çok daha geniş bir tarihî kavramdır.
Buna karşılık Kurtuluş Savaşı, daha çok bu büyük mücadelenin askeri safhasını ifade eden yerleşik bir tarih terimidir. Dolayısıyla bu iki kavram rakip değil; biri diğerini kapsayan farklı kapsamda iki tarihi ifadedir.
Ancak buradan hareketle "Kurtuluş Savaşı" ifadesinin yanlış olduğunu söylemek de tarihi gerçeklerle bağdaşmaz. Çünkü Kurtuluş Savaşı’ndaki kurtuluş, Osmanlı Devleti'nden değil; işgalden, parçalanmadan ve milletin bağımsızlığını kaybetme tehlikesinden kurtuluştur.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, Milli Mücadele’yi kurgulayan, planlayan ve başarıyla nihayete
erdiren kadro, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikliminde yetişmiş olan kurmay kadromuzdu.
Subayıyla, aydınıyla, kanaat önderi ve bürokratıyla Milli Mücadele’yi millete mal eden ve yönetenler, Türk devletinin kadrolarıydı.
Ki, bu da doğal olandı. Osmanlı İmparatorluğu bir Türk Devleti idi. Tıpkı Selçuklu Türk Devleti gibi ve nihayet tıpkı Türkiye Cumhuriyeti gibi..
Dolayısıyla “Kurtuluş Savaşı” tanımlamasından “Osmanlı’dan mı kurtuluyoruz?” gibi bir değerlendirme, en az böyle düşünen aklı evveller kadar, sığ bir değerlendirmedir.
Hele ki, maalesef birçok ortak kıymetimizde yapıldığı gibi, destansı milli mücadelemizin de sığ ve seviyesiz ideolojik tartışmaların malzemesi yapılması asla kabul edilemez.
Bu, başta milli hareketin lideri Atatürk olmak üzere istiklal mücadelemizin öncü kadrosuna ve binlerce şehidimize haksızlık ve hakaret demektir!
Nitekim Atatürk de 10.Yıl Nutkunda şu ifadeyi kullanmıştır:
"Kurtuluş Savaşı'na başladığımızın on beşinci yılındayız."
Bu cümle tek başına bile Atatürk'ün "Kurtuluş Savaşı" kavramını kullandığını göstermektedir.
Öyleyse yapılması gereken; kavramlardan birini ideolojik gerekçelerle mahkûm etmek değil, her birini tarihi bağlamı içinde doğru anlamaktır.
Tarih, günlük siyasetin değil; milletin ortak hafızasının adıdır. Bu hafızaya yön verirken ölçümüz yorumlar değil, Atatürk'ün kendi eserleri ve tarihî belgeler olmalıdır.
İşte bu yüzden Millî Mücadele ve Kurtuluş Savaşı tarihini; ideolojik kaygılarla terimleri birbirine alternatif göstermek yerine, Türk milletinin tüm millî değerlerini bütünleştiren kapsayıcı bir miras olarak okumak gerekir.